Sağlıklı sınırlar ilişkileri zayıflatmaz, güçlendirir. Kendinizi korurken bağı nasıl koruyacağınıza bakalım.
"Hayır" demek çoğumuz için zordur. Kırarım diye susarız, sonra içimizde bir yerde biriktiririz. Bir süre sonra o birikinti ya patlar ya da sessizce ilişkiden çekilmeye dönüşür.
Sınır koymak, ilişkiden uzaklaşmak değildir. Aksine ilişkinin sürdürülebilir olmasını sağlayan şeydir.
Sınır nedir?
Sınır, başkasının davranışını kontrol etme çabası değil; kendi davranışınızı belirlemektir.
Fark ince ama önemli:
- Kontrol: "Bana bağırmayacaksın."
- Sınır: "Bana bağırılan bir konuşmada kalmayacağım. Sakinleşince devam ederiz."
Birincisi karşı tarafa emir verir ve genelde çatışma büyütür. İkincisi sizin ne yapacağınızı söyler ve uygulanabilir.
Sınır, karşınızdakine çekilen bir duvar değil; sizin nerede durduğunuzu gösteren bir çizgidir.
Suçluluk hissi neden geliyor?
Sınır koyduktan sonra hissedilen suçluluk, sınırın yanlış olduğunun kanıtı değildir. Genelde "iyi insan = her zaman uygun olan insan" denklemiyle büyümüş olmanın izidir.
Bu his, sınır koymaya devam ettikçe azalır. İlk birkaç sefer en zorudur.
Nasıl söylenir?
- Kısa tutun. Uzun açıklama, pazarlığa davetiye çıkarır.
- Özür dilemeden söyleyin. "Kusura bakma ama..." cümlenin gücünü alır.
- Somut olun. "Daha saygılı ol" değil, "Telefonuma gece 11'den sonra dönmüyorum".
- Sonucu belirtin ve uygulayın. Uygulanmayan sınır, sınır değildir.
Karşı taraf tepki gösterirse
Gösterebilir. Alışkanlıklar değişirken direnç normaldir. Burada test edilen şey sınırın doğruluğu değil, tutarlılığınızdır. Tepkiyi kişiselleştirmeden, aynı cümleyi sakin biçimde tekrar etmek çoğu zaman yeterli olur.
Sınırınıza sürekli olarak öfkeyle veya cezalandırmayla karşılık veriliyorsa, bu da ilişki hakkında ayrıca düşünmeye değer bir bilgidir.








